Category Archives: Öğrenme

Lokum 2.0 E.T. Version


Şehirlerarası Otobüslerde Top Kek


Şehirlerarası kara yolculuklarını son zamanlarda pek tercih etmiyordum. Zaman alıcı alabiliyor, yakın bir yer olsa bile uçak daha çekici geliyordu.

Zaman olduğunda yolculuk yapmak, yolu seyretmek zevkli olabiliyor. Özellikle yeşil veya manzarası olan bir yolsa müzik dinleyip, seyretmek yolculuğu keyifli hale getirebiliyor.

Yaptığım iş bir anda yoğun olup, bir anda bir süre sakin geçebiliyor. Bir yoğunluk anında acıktığımda elime top kek geçirdim.

İş durumunda ne kadar kendimi esnetmeye çalışsam da başka şeyleri fazla düşünemiyorum. En pratik, hızlı ne tüketebilirsem onu hızlıca almak durumunda kaldım.

Çok uzun zamandır piyasasa olduğu için satın alan bir kitlesi var sanıyorum. Yeni ürün olarak çıkarsalardı şu anda bu kadar satılır mıydı bilemiyorum.

Bir lokmada tüketilebilecek bir şey değil. Yerken parça parça oluyor, her yere dağılıyor. Ayrıca şekerli düz bir kek, farklı bir özelliği yok.

Uzun yol otobüslerinde genelde bu top kekleri veriyorlar. Bir sandviç, muz, Olips iki şeker, top kek veya birkaç tuzlu bisküvi.

Sandviçi, muzu vs. anlayabiliyorum. Bir süre tok tutabilir. Top kek şekerli bir şey, bir anda şekeri çıkabilir. Uzun yolda yedikten sonra daha da acıkabilirsin.

Formata pek uyduramıyorum. Satın alma anlaşmalarını yapanlar maliyeti, tedarikçi firmalarla olan ilişkilerini de dikkate alıyorlardır.

Veya bu tip ürünler belki marketlerde çok satmadığı için seyahat firmalarına çok uygun maliyetli, cezbedici teklifler sunarak bir strateji geliştirmiş de olabilirler.

Şimdi bir lokmalık yiyecekler var. Gofretlerin, bisküvilerin bu tarzda olanlarını seçseler hem dökülmez, hem de paketi açtın, kapadın; çay, kahve döküldü derdi kalmaz.

Seyahatten uzak kaldım. Yine de ürünlerin zamanı geçmiş artık sanki. Hiçbir zaman marketten gidip almayacağın tuzlu birkaç bisküviyi yapacak çok fazla şey olmadığı için sıkıntıdan tüketebiliyorsun.

Tatilde yemekte, otobüste, uçakta bir vaktin var. İstediğin gibi değerlendirebilirsin. O yüzden Pegasus’un yaptığı gibi yemek istediğin şeyin siparişini bilet alırken önceden vermek ileri görüşlü bir yaklaşım.

Tatilde kaldığın yerde bolca vaktin var. İnsanlar istediği faaliyetlere katılıp, istediği yemeği, içeceği vs. bulabilse daha iyi vakit geçirir.

Konaklayabileceğin yerlerde önceden her müşterinin tercihlerini sorup ona göre içerik hazırlasalar, bunu yapabilecek imkan yoksa en azından çevrimiçi veri toplasa değerlendirse sonra en çok talep alanları hazırlasa bir adım öne geçebilir.

Banyoda kullanacağın şampuanı, diş fırçasını bile seçebilirsin. Şimdi ana ürünlerin küçük, tatil boyları oluyor. Gittiğim yerdeki şampuanı, sabunu beğenmeyebileceğim için valizde kendi ürünlerimi taşıyabiliyorum. Valizde yer sorunu da olabiliyor. Tatil öncesi yolda konaklayacağın yerdeki bu gibi ürünleri seçebileceğin bazı uygulamalar tasarlanabilir.

Özellikle her şey dahil tatil köylerinde, büyük otellerde durum daha da beter. Bir sürü yiyecek, içecek boş yere atılabiliyor.

Odaya veya yolculuk sırasında (uçağa, otobüse vb.) belirli kategorilerden seçebilecek platformlar koysalar bu kadar birbirine benzeyen her şey dahil tesislerden ayrışırlar.

Bazen gittiğin bir yerde bazı hediyelik eşya, yiyecek ilgini çekebiliyor. Çok beğendiğin şeyleri orada veya dönerken çevrimiçi seçebileceğin bir platform olsa, o yöreye ait beğendiğin şeyleri döndüğünde kargoyla alabilsen, sipariş derdiyle taşımakla uğraşmasan tatil keyfi daha uzun sürer.

Yol zevkli bir yol değilse zaten yapacak başka şeylere yer açılabilir. Örneğin tatilden eve, işe dönüyorsam mesela uçakta, otobüste market siparişimi verebilirim. Ekran platformlarını daha verimli kullanabilirler.

Tatile giderken evdeki buzdolabındaki şeylerin bir kısmını boşaltmış olabilirsin. Döndüğünde yolda sipariş verip daha hızlı siparişlerini alabilirsin.

Keşif


Dün iş için bir fotoğraf arıyordum. İçinde çok fazla eşya satılan mağazalardan bir kare bulmak istedim. Bir sürü bileşen arasından farklılaşmayı anlatacaktım.

Fotoğraflar arasında gezerken çeşitli dükkan fotoğraflarına geçtim. Artık her şey sınıflandırılmış, temiz ve belirli gruplar içerisinde mağazalarda satılıyor. Mağazalar farklı bir konsept sunmuyorsa aydınlık bir ortamda hizmet veriyor.

Genelde ihtiyaç olan şeyi alıp bir an önce ana işlere odaklanmak tercihim olsa da bazen bir şeyleri karıştırmak, kalabalık içinden keşfedip bulup çıkarmayı arıyorum. Aksesuarları özellikle takı, çanta vs. seviyorum. Her şeyin bir arada bulunduğu uygun fiyatlı takı mağazaları, züccaciyeler, eski eşyalar satan mağazalar, Tahtakale’deki dükkanlar tarzı yerler ve Miniso gibi renkli renkli farklı ürün gruplarının birarada bulunduğu yerler buna imkan veriyor. Yanlış hatırlamıyorsam eskiden Caddebostan barlar sokağında böyle bir mağaza vardı. Bir sürü karmakarışık eşya arasından bir şeyler bulup çıkarmak, onun küçük bir şey de olsa sana ait bir hatıra haline gelmesi.

Belki bu motivasyondan yola çıkarak yeni bir konsept üretilebilir. Yerel bu tarz mağazalar var ama daha zincir şeklinde bir hazine avı keşfi yolculuğu gibi hizmet sunan yerler de iş yapardı.

Özellikle turistik yerlerde, insanların gezmeye ve keşfetmeye vaktinin olduğu veya bunun için oraya gittiği yerlerde açılabilir. Alışveriş ihtiyacın olmasa da böyle yerlerde dolaşmak kafa da dağıtabiliyor.

Tabii orayı temiz tutmak, stok ve depo tutabilmek ve müşterilere fazla karışmadan soru sorulduğunda o karmaşayı bilip ürüne yönlendirecek bilgiye sahibi olan çalışanları yönetebilmek kolay bir şey değil ancak neden olmasın?

Kelimelerin Gücü Adına…


Müzik, sanat ve nihai olarak duygu hafızası. Çevremde çok fazla dikkat dağıtıcı unsur olmasına rağmen bazen bir kelime günümün seyrini değiştirebiliyor, mutlu ediyor. Bugün bir e-mailin yazı stilini değiştirmeye çalışırken mono kelimesine denk geldim. Beni çok fazla etkileyen bir şarkı ve film olduğu için aklıma Life in Mono, Great Expectations geldi. Ethan Hawk hayranlığımın ötesinde film kitaptan daha yakın gelmişti. Yıllar sonra Büyük Umutlar’ı uçakta izledim. Çok ağladığımı hatırlıyorum, hatta yanımda oturan adam deli olduğumu düşünmesin diye ara vermeyi, kalkıp tuvalete bile gitmeyi düşünmüştüm. Soğuk biriydi, çok umursamadı diye kendimi bırakmıştım. Bazen çok olumsuz duyguyu bile izlediğin, yaratıcı bir şekilde aktarılmış olduğu için güzel hatırlıyorsun.

Yine çok uzun süredir düşünmemiş olduğum eski bir arkadaşımı markette Dido gofreti üzerine hatırlamam fikir uçuşmalarının nelere kadir olduğunu gösteriyor. Dido’nun şarkılarını yıllardır dinlememiş olmama rağmen bu aralar gördüğüm bazı simgeler bana çok eski arkaşadaşlarımı, anılarımı hatırlatıyor. Dido’nun Eminem’le olan düetine denk gelen yıllardaki arkadaşlarım şimşek gibi çakıyor.

Şarkıların yıllar öncesine ışınlama gücü koku hafızasıyla yarışabilir.

Bu yüzden işle ilgili projelerde yaratıcı alanlardan daha fazla yararlanmak akıllıca olabilir.

Önümüzdeki yıllarda sanatların hatta endüstrilerin iç içe geçmesinin insan üzerinde inanılmaz bir gücü olacak.⚡️

Düzen


Çokluk mu bizi daha yaratıcı ve üretken kılar, sadelik mi? Hangisi daha düzenli çalışmamızı tetikler?

Bu fotoğraf ilgimi çekti. Küçükken bir Japon balığım vardı, cam kavanozunda tekti. Kınalı’nın yeri ayrıydı, çünkü tek evcil hayvanımdı.

Fotoğrafta ise birçok balık var. Bana şimdiki düzeni anımsattı.

Gün içerisinde birçok pazarlama mesajına, internet haberine, TV programına maruz kalıyoruz. Yapılacak birçok sosyal aktivite, çevrede iş, akraba, arkadaşlardan bir grup ve onların haberleri var.

Sanki hiçbir şeyin yeri bizim için ayrı olamıyor.

Son zamanlarda daha az insanla iletişim halindeyim, medyadan daha az mesaj alıyorum. Gerçi benim seçmediğim içerikler olunca izlemiyorum, okumuyorum.

Bu dönemde şu sonuca vardım. İş hayatında yaratıcılık, üretkenlik süreçlerinde tıkananlar için belki bir süre yalnız kalmak zihin açabilir. Bazen bir şey yapmadan sıkılmak yeni bir şeyler keşfetmeye yol açabilir.

Veya insan tüm çareleri tüketince hangi kesime işimden bahsedebilirim diye daha yaratıcı olabiliyor. Hiç düşünmediğin gruplar, müşteri kitleleri aklına gelebiliyor. Onlar da mesajımı alıyor mu bilmiyorum ama denemeye değer.

Tek başına bir yere gitmek, fazla dikkat dağıtıcı olmadan kendinle kalmak da farklı bir alan keşfetmek için faydalı olabilir.

Sadece tek başına bir şeyler üretemeyebiliriz. Elbette insanlar birbirinden, daha önceki icatlardan besleniyor. Bir şekilde herkes bir öncekinin üstüne bir şey koyuyor, yeni bir yorum katıyor veya farklı alanları birleştiriyor. Böylece sonuç biricik olabiliyor.

Belki harcanan boşa zamanı belirli uygulamaları silerek, takip ettiğimiz kişi sayısını küçülterek azaltıp verimli zamana yer açabiliriz.

Çevremdeki insanlar benim için yönlendirici oldu, belirli alanları seçmemi sağladı.

Bir başkası için bu unsur okudukları, kitaplar olabilir.

Bu süreçlerde tıkananlar için çevredeki insanları seçmek, aldığınız mesajları kısıtlamak zihin açıcı olabilir.

Yani çevrende düşünen, yaratan, yazan vb. insanlar varsa; aldığın içerik kaliteliyse senin de üretkenliğin artıyor.

Çok fazla içerik, mesaj ve insan varsa yaşamdaki amacından da sapabiliyorsun.

Yani bir yerde takıldıysan belki yalnız kalmak, farklı bir şey yapmak ve bu süreçlerin farkında olarak daha seçici olmak önünü açabilir.

Örneğin ben yazarken bir şeyler üretebiliyorum. Yani yazmaya başlamadan şunu yazacağım diye değil de başladıktan sonra yazının seni bir yere götürmesi mümkün olabiliyor.

Bu bir başkası için resim yapmak, fotoğraf çekmek ve yürürken düşünmek olabilir.

Farklı alanları oradan oraya atlayarak değil de amacına uygun şekilde denemek, deneyimlemek veya buna açık olmak yaratıcılığı artırabilir.

Şu anki sistemde biraz bu döngünün önü kesilmiş olabilir. Yani yapılacak çok şey var, tüketmeye ve bize sunulanı tüketmeye meyilliyiz.

Şimdi şunu yapmalısın, onlar böyle yapıyormuş biz de yapalım durumları.

Bireysel olarak yaptığımız seçimlerle beraber toplumun da bu konuda bir şey istemesi lazım. Yani baştan başa bir düzen değişimi söz konusu olabilir. Gücümüz tek başına buna yetmeyeceği için farkında olmak ve bahsettiğim tekillik ve çoğulluk durumu, az mesaj çok içerik arasında bir denge kurmak ilk adım olabilir.

Kaleydeskop


Caddebostan sahilinde çektiğim gün batımı fotoğrafında belki 10’a yakın rengi görebilirsin🎒👒

Şu sıralar evde daha fazla vakit geçiriyorum. Bu yüzden Tartuffe ve Lokum’u daha fazla gözlemleyebiliyorum.

Daha önce çevremin de etkisiyle biraz daha hayvanlara uzak duruyordum. Onlarla vakit geçirdikçe insanların ve hayvanların birbirinden kapabileceği şeyler olduğu dikkatimi çekiyor.

Belki kediler hakkında yazılabilecek çok şey var. Aralarındaki iletişim, beden dilleri, insanlara karşı davranışları, birbirleri arasındaki kavgaları, kıskançlıkları…

Yazmak istediğim ise çok yoğun görmesem de farklı yerleri sahiplenip etrafı oradan gözlemlemeleri.

Daha önceki yazılarımın birinde vardı. Lokumun evin kimsenin gitmediği bir alanını sahiplenip bize oradan bakması. Evin en tepesi, mutfak dolaplarının üzeri. Arada tepelerde takılması 😊

Bunu belki diğerlerinden ayrı kalmak, rahata ermek için yapıyor olabilir. Bu konuda daha önce araştırma yapmadım, gözlemimi paylaşıyorum.

Ben Lokum’un saklanmaktan daha çok bunu merak, oyun oynama motivasyonu ile yaptığını düşünüyorum. Çünkü evde stresli bir ortamları yok. Tartuffe çok agresifleştiğinde araya girebiliyorum.

Örneğin kimsenin çıkmadığı sandalyenin arkaya yaslanma hasırına basıp oradan odayı kolaçan etmesi. Banyoda lavabonun üzerindeki tavana yakın rafa çıkıp bir süre orada dinlenmesi. Mutfaktaki çöp kovasının arkasına girip yerden ortamı gözlemlemesi. Yani bizlerin çok da fazla kaplamadığı alanlardan zeminden, tepeden veya yatay olarak durup farklı yerlerden ortama hakim olması.

Herkes sandalyeye oturuyorsa ben yandan basayım, bir altına girip bakayım, masanın rafı varsa içine gireyim. Patates, soğanın ve tencerenin olduğu mutfak dolapları neden benim olmasındı hevesi😽

Lokumun bu hevesi beni de hem fiziksel olarak hem de davranış olarak olaylara farklı bakmaya yöneltebiliyor.

Çalışırken beni görmeye ve yakın olmaya uğraştıkları için masada eskiden bilgisayara yer kalmıyordu. Şimdi çalışma masamın karşısına taşıdığım yer yastığı ve bank ile bu sorunu çözdüm.

Arada Tartuffe’un oturduğu banka geçip çalışma alanıma oradan bakıyorum. Hem perde olmadığı için daha fazla güneş alıyor hem de ana caddeyi görebildiğim için hayatla olan bağı kurabiliyorum.

Lokum’un güneşi gören yerlerde dinlenmesi, sabahları güneşi alacak yere geçmesi sadece sıcak olduğu için olmayabilir. Belki enerji topluyor. Lokum gibi güneşi takip edip orada çalıştığımda hem ortam değişikliğinden hem de güzel ışıktan dolayı daha verimli olabiliyorum.

Kedilerle ilgili yazılmış bir sürü makale, kitap olabilir. Ben yer değiştirme ve farklı açılardan bakma durumunu biraz daha kurcalamak istedim.

Önemli olan sadece fiziksel olarak yer değiştirmek değil. Yer değiştirmek başka bir bakış açısı katmıyorsa hem efor hem zaman kaybedebiliyorsun.

Bazen onlar gibi farklı bir alandan yaklaşıp, belki bir detayı görüp esinlenme durumun olabilir. Tabii koşuşturmaca içerisinde bunu istemek önemli. Sabit fikirli olmamak, farklı şeyleri görmeye çalışmak ve mış gibi yapmamak kedilerin bu keşfetme ruhuna yakınlaştırabilir.

İşinde hiç görmediğin bir alanı fırsat olarak yakalayabilirsin, diğer paydaşları anladığın için müzakere kolaylaşabilir. Fiziksel olarak bedeninin ve ruhunun sınırlarını zorlayabilir daha dayanıklı hale gelebilirsin.

Hareket mi, kısıt mı?


LinkedIn’de bir paylaşım ilgimi çekti. Teknolojinin engelli hayvanlara hareket yeteneğini kazandırdığını anlatıyor. Youtube linkini buldum, paylaşıyorum: https://m.youtube.com/watch?v=KaAiF3z4mGA

Ardından hemen aklıma Türkiye’de yazları gittiğim bir köydeki keçiler geldi. Ağaçların yapraklarını yemesinler diye iki ayakları birbirine kelepçeleniyor. Böylece hareket yetenekleri kısıtlanıyor. Her gördüğümde içim acıyor, sanırım duruma bir tek ben üzülüyorum. Çünkü senelerdir değişmiyor. Yerel ahaliden olmadığım için de karışamıyorum, bir tek aileme mızmızlanabiliyorum.

Birçok hayvanın yaşam alanını kısıtladık. Belki kediler çok esnek canlılar olduğu için İstanbul gibi bir şehirde tutunabildi. Ceyda Torun’un “Kedi” belgeselini izledim. Bazı kediler üzerinden anlatılan bir hikaye var. Hatta biraz İstanbul ve kedilerin nevi şahsına münhasır karakteriyle beraber onlara bakan halktan kişilerin de karakterlerine ayna olmuş. Kediler arasında favorim “Duman”. Nişantaşı’nın kedisi bile farklı oluyormuş 😽

Ben evde aynı insan gibi iki ayrı karakterli kediyle yaşıyorum. Lokum hakkında söylenecek bir şey yok. Tam bir lokum: Uysal, şirine, sokulgan 😻

Diğer kedimin adını çoğu insan telaffuz edemiyor. Tartop, Tof, Tuf, Tartup, Tatu vb. isimler söylenebiliyor. Neden Tartuffe? Çünkü sözün, eğitimin işlemediği, başına buyruk bir karakter. Moliere’in oyunundaki “Tartuffe” karakteri gibi tam bir hınzır. O eve geldiğinden beri sanki ben misafirim, o ev sahibi 😼

Aynı oyundaki gibi arkadan iş çevirmeler. Güzel bir kahvaltı hazırladığımda çayı dökmeye hazırlanırken yumurtayı alıp kaçmalar. Temiz yatak örtüsü serdiğimde baş köşeye kurulmak. Ben evde yokken buzdolabını açıp içini karıştırmak, evdeki tüm kapıları istisnasız açmak. Çekmeceleri karıştırmak. Sözümü asla dinlememek. Lokumu ezmek, kavga çıkarmak. Canım istemese de sevilmek, daha fazla yemek istediğinde dediğini yapmak zorundayım. Sürekli miyavlayıp, eşyalarımı yere döküp bir şekilde dediğini yaptırıyor.

Muhtemelen dünyadaki en yaramaz, zor kedilerden biriyle yaşıyorum. 🙀 Beni de esnettiğini düşünüyorum. Sabırsız, kararlı insanları bir süre bu tip kara, meraklı, yaramaz kedilerle başbaşa bırakmak diğerlerini de yumuşatabilir.

Kedilerin de karakteri olur mu diye sormayın! Olur. Belgeseli izleyince beni anlayacaksınız.

23-24 Kasım


img_5414

img_5436

ebb7b990-29d7-4153-a391-aff2da17ee4b

 

Günbatımı


Sakin yerde özgür bisiklet sürmenin keyfi bambaşka. Deniz ve bisiklet, başka ne isterim.

İşini Kurmak ve Kurmamak


 

1İşini kurmak isteyenler için tavsiyeler içeren binlerce kaynak mevcut. Bu yazı diğerleri gibi başka bir kaynaktan alıntı, çeviri değil. Amacım burada sadece işini yapmaya koyulacaklarla zorluklarını ve iyi yanlarını bakış açımdan samimi bir şekilde anlatabilmek.

Kesinlikle birçok gencin işini kurmasını desteklerim. İnsanlar da artık daha bilinçli, kurumsal şirkette çalışayım motivasyonu eskisi kadar yüksek değil. Küçük yerlerde birçok yaratıcı ve girişken insan daha kolay fark yaratabilir.

Olumlu Yanları

  • Aynı değerlere sahip müşteri ve çalışanlarla çalışma imkanı. 
  • Sevdiğiniz marka/kurum/vizyon için çalışabilme imkanı, o amaca hizmet edebilme.
  • Liyakate dayalı ekip kurmak. Her şeyi kendiniz yapmak zorunda olsanız da başkalarının hataları yüzünden tekrar tekrar işinizin uzamaması. Kimseyi kıracağım, ilişkimi bozacağım diye düşünmeden tek başına hareket edebilmek. Yangın söndürme modunda hızlı olsun diye ortalama birilerini işe almak yerine bekleyip en doğru kişiyi bulmak için zamanınızın olma lüksü.
  • Finansal olarak kazancın da kaybın da size ait olması.
  • Daha hızlı hareket edebilmek.
  • Yeterli kaynağınız yoksa yapamayacağınız büyüklükte, yoğunlukta işlere hayır diyebilme imkanı.

Olumsuz Yanları

  • Sermayeniz yüksek değilse maddi olarak zorlanabilirsiniz. İstediğiniz kaynaklara (insan kaynağı, reklam/tanıtım vb) erişiminiz maddi sebeplerle kısıtlanabiliyor.
  • Bazı teknolojik altyapılarınız eksikse bunun işe olumsuz yansıyabilmesi. En erken şekilde teknolojiye imkanlar elverdiği ölçüde yatırım yapmak önemli. Bir süre önce yapamadığım ve başkalarından destek almak için beklemek zorunda olduğum şeyleri artık doğru şekilde hızlıca yapabiliyorum. Ama daha yatırım yapacak çok şey var.
  • Her şeyi siz düşünmek zorunda olduğunuz için, yani bir uzmanlaşma olmadığından zaman alıcı bir aktivite olabilmesi. Ayrıca enerjinizi dengeli kullanmak zorundasınız. Her şeyi takip etmek zorundaysanız ve ekibiniz büyük değilse enerjinizin zaman zaman düşebilmesi.
  • Sürekli iş düşünmek zorunda kalmak. Bir gün işler azalsa kara kara düşünmeniz.

İzlediğim birkaç film konuya farklı yaklaşmamı sağladı. Örneğin The Internship ve The Intern çeşitliliğin nasıl bir değer yaratabileceğini neşeli bir şekilde anlatıyor. Farklı nesillerden, farklı geçmişten insanlar çok yüksek değer yaratabiliyor. Sürekli bize benzeyen insanlara içgüdüsel olarak eğilimimiz bazen yeniliğe ket vurabiliyor.

Onun dışında Netflix dizisi Girl Boss beni etkiledi. Belki ana karakter Sophia’nın ailesi, annesiyle babası yer değiştirse bizimkilere benzediği için. Sophia’nın kibrini tasvip etmesem de sonunda o da doğru yolu buluyor. Dizide sosyal çevrenin desteği, güçlü karakterlerle çalışınca çok daha ileri gidilebileceğiyle ilgili güzel mesajlar var. 

Genel olarak hacıyatmaz bir karaktere sahip olduğunuzu düşünüyorsanız işinizi yapmanızı önerebilirim. Maddi ve manevi engeller karşısında ayakta kalabilmek, binbir türlü şeyi aynı anda takip etmekten gocunmamak ve yerine göre farklı araçları kullanarak pratik olmak. Bu saydıklarım mikro seviyede işini yapanlar için geçerli beceriler olabilir. Çok büyük sermaye ve ekiplerle işe koyulan veya işinin başında durmayıp sadece iş olsun diye yapanlar benzer şeyleri deneyimlemiyor olabilir.

inspector-gadget-movie