Author Archives: Öykü Yetiş

Kafanın açık kısmını güneşten korumak için çareler tükenmez?!


Bursa Günlükleri 2


Bursa’da özel binek araçların üzerine “sürücü adayı” araçlarındakine benzer bir başlık yerleştiriyorlar . Bu araçlar aslında dolmuş. Üzerindeki başlıkta da gideceği semt, bölge yazıyor. Başlıktaki yazıları okumadan arabaların tepesinde uzaktan bir yazı görünce dolmuşları bir süre “sürücü adayı arabası” sandım. Dolmuşları acemi sanıp uzak durdum, seke seke kaçtım.

İstanbul’da dolmuşlar sarı olur. Minibüsler de mavi olur. Bursa’da özel arabaların üzerine başlık koyunca dolmuş olabiliyormuş. Ben bugün bunu öğrendim!😊😊😊

Kedilerin Mutluluk Veren 5 Davranışı


Birkaç gün nefes almak için eve döndüm. Kedilerim onları uzun süre yalnız bıraktığım için bana küsmemişler. Aramız iyi. Belki de benim dışımda gerçekleşen bir durum olduğunu seziyorlar. Onlarla ilgili en çok mutlu olduğum 5 şeyi paylaşıyorum.

1. Kedinin doya doya su içmesi.

Bir tek ben mi kedinin su içmesinden mutlu oluyorum bilmiyorum. Onlar su içtikçe ben rahatlıyorum, mutlu oluyorum. Saatlerce su içseler, oturur izlerim.

2. Tartuffe’un kucağımda oturması

Tartuffe, huysuz kedinin nadir olarak kucağıma gelmesi. Burnunu burnuma sürtüp, hırıldaması. Boynuma yatması, onu sevmeme izin vermesi.

Tartuffe

3. Tartuffe ve Lokum’un yanımda uyuması. Biri ayağımın dibinde, diğeri başucumda. Bazı insanlar hayvanların gece onları uyandırdığını, rahat uyuyamadıklarını söyler. Benim için geçerli değil, ben onlarla çok huzurlu uyuyorum.

4. Temiz çarşaf serdiğimde üzerinde yuvarlanmaları. Karnı açık şekilde bir o yana bir bu yana devrilip bana bakmaları. İşte tam bu anda kuzucukların karınlarını sevebiliyorum.

5. Tartuffe ve Lokum’un birbirini yalaması. Bu sırada Lokum’un hırıldaması. Yakın, yan yana uslu uslu oturmaları. İlk karşılaşmalarının, günlerinin aksine aralarının iyi olduğunu gösteren bu davranışlar içime su serpiyor. Ben yokken birbirlerine destek oluyorlar.🙏

Evde aylardır kimse olmadığı için sabah marketten eve alışveriş yaptım. Alışveriş poşetlerine ücret alıyorlar ama her alışverişte en az bir, bazen iki fiş veriyorlar. Milyonlarca işlemde bir sürü kağıt zararı. Kredi kartıyla alışveriş yapıyorsan kağıt iki çıktıya çıkabiliyor. Aynı dükkanda hediye paketi istediğinde hediye paketine, bantına, süsüne ücret istemiyorlar. Plastik poşet isteyince torbaya ücret talep ediyorlar🙃. Fişleri birçok insan kullanmıyor. Tüm fişler elektronik olabilir mesela. İnsanların e-mailine yollanabilir. Ya da kasada müşteriye isteyip istemediği sorulmalı. Müşteri istemiyorsa basılmamalı. Kasalarda kalan, atılan bir sürü fiş görüyorum. Acayip bir kağıt israfı…

Bize her yer Uludağ


Bursa’ya yazın ilk geldiğimizde şehrin içinde dağları görmek beni heyecanlandırıyordu. Yemyeşil dağlar bir soluk oluyordu. Bize farklı geldiği için etraftaki ahaliye soruyorduk: Bu dağ hangi dağ? Her seferinde Uludağ cevabı aldık. Hangi muhite gidersek gidelim aynı dağın ismi geçiyordu. Sonunda ben de sormayı bıraktım.

İnsan hastane ortamında kimseyi görmüyor. Hep aynı doktorlar, hemşireler. Koridorlar sakin. Fizik tedavi bölümünde birçok hasta rahat yürüyemediği için tekerlekli sandalye kullanıyor. Tekerlekli sandalye sesi bundan sonra bana hastaneyi ve bu dönemimi hatırlatacak. Ses arada bir hımlayan bir makineyi andırıyor. Silindirin, tekerleklerin dönme sesi gitgide yaklaşır. İşte o zaman bir hasta ve bir refakatçi geçiyordur. Dışarının sesi içeriye hiç gelmediği için işte bu hımlayan tekerlekli sandalye sesi tekdüzelikte bir canlılık yaratır. Sonra yavaş yavaş sürtünme sesi azalır, aynı sessizlik yine hakim olur.

Uzun süre hastanede kalan insanlar için danışmanlık desteği olsa ne güzel olur. Refakatçiler için sosyalleşebilecekleri bir ortam olsa, benzer şeyleri yaşayanlardan destek alsalar mesela.

Aylardır sıkıcı bir ortamdayım. Hem biraz hava almak, hem de zaruri ihtiyaçları satın almak için bugün yakındaki AVM’ye gittim. Tam girişinde dışarıda bir restoran var. Girişine reklam olsun diye yemeklerin maketini koymuşlar. Bazıları kopmuş, yıpranmış. Çocukken oynadığımız yemek oyuncaklara benziyor. Reklamın iyisi kötüsü olmaz mı?

Daha önce bir yerde maaşlı çalışınca harcamalara çok fazla dikkat etmiyordum. Kendi işin olunca ayın sonunu nasıl getireceğim duygusu baskın oluyor. Son dönem pandemi şartları ve ekonomik gelişmelerden dolayı daha uygun fiyatla temel giyim parçalarını alabileceğim markaları tercih etmeye başladım. Dünyada da genelde böyle bir eğilim varmış. İnsanlar daha yerel markalara gidiyor ve daha önce denemediği şirketleri deniyor. DeFacto’ya şu ana kadar üç kez gittim. Bugünkü girişimde canlı bir “hoşgeldiniz” ile karşılandım. Hit müzikler, rengarenk deneme kabinleri, satış danışmanlarını çağırmak için kabinde düğme güzel bir deneyim sunuyordu. Kabinler tertemizdi. Hem de çok kalabalık bir günde. Bugün onun öncesinde benzer bir mağazaya daha girdim. Az vaktim olduğu için bir an önce aradıklarımı alıp çıkmak istiyordum. Elbiseler tıkış tıkış, fazla üstüne üstüne geliyor. Kabinleri içler acısı bir haldeydi. Yerlerde elbiseler sürünüyor, bazı kabinlerde sandalye var bazılarında yok. Kabin kolları, kilitleri kırık. Kasadaki danışmanlar ilgisiz, iki üç kez sorunca zorla yanıt alıyorsun. İki marka aynı kitleye hitap ediyor, benzer kıyafetler sunuyor ama yaşadıklarım ne kadar birbirinden farklı. Bazı yöneticilerin vizyonu, çalışan seçimi, çalışanların eğitimleri süreci ne kadar farklılaştırıyor. DeFacto’ya İstanbul’da ilk girişimde de çok ölçülü, samimi ve yardımsever bir tutumla karşılaşmıştım. Yolları açık olsun.

Kilolu biriyim ve Bursa’da kıyafet bulmak konusunda hiç sıkıntı çekmiyorum. Kapalı giyinen kadınlar için bol kesimli, rahat giysiler her yerde. İstanbul’da daha dar giysiler görüyordum sanki. Fiziği benim gibi olanlara Bursa’yı alışveriş için öneririm.

Bekleme Odası


Neredeyse bir sene oluyor. Yaklaşık bir senedir hastanede yaşıyorum. Bugün ailemle TV’de Karadenizli şarkıcıların şarkı söylediği bir program izliyorduk. Uzun saçlı Karadenizli erkek şarkıcılar (böyle bir moda var galiba, saç sakal konusunda Kazım Koyuncu’dan mı ilham alınıyor bilemiyorum) horon oynarken kalkıp oynayasım geldi. Anladım ki bir şekilde bir şeyler anlatmam, içimi dökmem lazım. Yeniden yazmaya başladım.

Bursa aileme şifa getirdi. Bu şehir önce bir bekleme odası oldu bana. Babamla ilgili sağlık haberlerini beklerken bir şey yapamıyorduk. Her sabah hastaneye gidip gelişmeleri öğreniyorduk. Ardından hastanenin beyaz ışıklı, gri ve boğucu havasından çıkıp dışarıda kaldığımız yere yakın bir parkta bekliyorduk. Benzer duyguları yaşayanlar varsa belki içlerini ferahlatırım. Merinos Parkı’nın ağaçları, açık hava kütüphanesi bizi sakinleştirdi. Açık havada, yemyeşil çimenlerde uzanıp kitap okuyabileceğiniz geniş bir alan. Harika bir fikir, diğer illerde de yaygınlaşsa ne güzel olur. Buraya birkaç fotoğrafını bırakıyorum.

Sonra Kozahan. Büyülü bir yer. Bu alanlar bize iyi enerji verdi. İstanbul’da yaşayan biri Bursa’daki insanların yardımseverliğine şaşırabilir. Bursa’daki halk İstanbul’daki insanlar gibi sabırsız değil. Birçok tanımadığımız kişiden çok yardım gördük. Örneğin yol sorduğum biri yolunu değiştirip 10-15 dakika kadar benimle beraber yürüdü, gideceğim yere kadar götürdü. Ya da bir otobüs şoförü gideceğiniz yere ulaşabildiniz mi diye arayıp sorabiliyor. Genel olarak benzer pek çok durumla karşılaştık. İki şehirde de yaşamış olanlar aynı farkı sezdi mi acaba?

Karlı bir geceden yazacaklarım şimdilik bu kadar. Horon oynamak yerine artık akşamları yazacağım.😊

Hiç bu kadar çok kar görmemiştim. Ormanları, ağaçları o kadar kestik ki belki atmosfere zarar verdik. Hala yağıyor!

Tek özlediğim, kedilerim. İlk defa bu kadar ayrı kalıyoruz. Ne kadar alışmışım onlara, bir parçam eksik, kalbim buruk. Onlara kavuşana kadar Bursa’nın İstanbul’a göre ürkek kedilerini öpüyorum. 🥰

Yılın Ürünü: Kamp Sandalyesi


Koronavirüs için tedbir kapsamında yasaklar, kapanma sonrası kendimi dışarı attım. Fenerbahçe sahilden Erenköy’e kadar yürüdüm.

Sahile doğru yürürken bazı yerleri kapalı, sakin gördüm. Mesela spor salonları. Spor salonları üyelik sayesinde kar ediyor olabilir. Birçok kişi altı ay, bir sene için üye oluyor ilk hevesi geçince spor yapmak için çok az salona uğruyor.

Sadece üyelerin spor salonuna geldiği gün üzerinden bir fiyatlandırma yapılsa spor yapmak isteyenler için ekonomik, çekici olabilir. Bazı spor salonları bu yöntemle bir farklılık yaratabilir. Açık havada spor etkinlikleri düzenlemek de bu dönemde daha uygun olabilir.

Yılın ürünü ise çimlerde, plajda, sahilde ve her yerde gördüğüm katlanır kamp sandalyesi olabilir. Sahil yolunda günlük kiralayan satıcı bile gördüm. Sana ait olduğu için salgın sırasında daha temiz, güvenli bir tercih sanki. Almayan kalmadı diye düşünüyorum. Yönetmen, rejisör koltuğu diye adlandırılan bu sandalyeleri sanki Kızılay dağıtıyor.

Kalabalığa sırtımı dönüp denizi izlerim dediğimde beni farklı bir manzara karşılıyor. En çok üzüldüğüm, içimi acıtan şeylerden biri deniz kirliliği. Bilimsel adını bilmiyorum ancak deniz salyası diye bilinen deniz üzerinde çamur gibi biriken bu tabaka korkunç görünüyor. Bir tarafımda sahilin çimleri, diğer tarafta kusan bir deniz.

Salyanın temizliğiyle ilgili bir çalışma göremedim. Mesela Büyük Kulüp’ün iskelesinin olduğu yerde bir birikme var. Herkes bazı şeyleri birbirinden bekliyor. Halbuki denizin temizlenmesi için bir el atsa ne güzel olur. Belediyenin de bir çalışmasını göremedim. Durum sanki kendi haline bırakılmış gibi. Doğanın dengesini bozduk bekliyoruz.

Uzun zamandır inmediğim, gözümde tüten sahilde yolculuğum Caddebostan’daki meşhur köşkün orada sona erdi. Metruk köşk Caddebostan’ın simgesi oldu. Burayı müze olarak değerlendirseler, bakımını yapıp dışarıya açsalar harika olur. Anadolu Yakası’da müzeler az, bu yokluğu kapatabilir. Mesela Salt Galata gibi bir mekana dönüştürülebilir.

Elveda İstanbul…

WhatsApp Haberleri


İş kurduğumdan beri kişisel amaçlı sosyal medya, mesajlaşma uygulamalarını pek kullanmıyorum.

Olumlu yanları olduğu gibi olumsuz yanları da olabilir. Tartışılabilir bir konu.

Çevremde gözlemlediğim kadarıyla WhatsApp’de yoğun bir bilgi akışı var. İnsanlar bir gruptan aldıkları mesajları diğer grupta paylaşıyor. Bilgi dakikalar içerisinde daha büyük bir kitleye ulaşıyor. Gruplardaki çoğunluğun bu bilgi akışına katıldığını görüyorum.

Uygulamada haberlerin tanıdık bir yerden bize ulaşması güven veriyor. Bu nedenle daha hızlı paylaşabiliyoruz. Facebook için de aynı şey söylenebilir. Orada ölçüm de daha kolay oluyordur.

WhatsApp’de bir haberin, videonun veya yazının ne kadar kişiye ulaştığını takip etmek zor olabilir. Ancak müthiş bir etkisi var.

WhatsApp haberciliği yapılabilir. Yoğun, etki sahibi birkaç gruptan seçili haberleri, videoları paylaşsan gün içinde akşama kadar birçok insana ulaşır.

Ayrıca pazarlamacılar bu alana pek el atmamış görünüyor. Gizli reklam, reklam için müthiş bir potansiyeli var. Tanıdıklardan geliyor. Telefonda olduğu için diğer reklamlara göre daha yakından okuyor, izliyorsun. İş için değilse daha müsait bir zamanda, rahat bir ortamda bakıyorsun. Sinemadaki gibi çevrendeki dikkat dağıtıcı unsurlar daha az. İçerik çabuk yayılıyor. Özellikle sabah günün haberleri, mesajlaşmalar havada uçuşuyor.

Grupların, kişilerin kullandığı kelime sıklığına göre insanların sektörleri bilinebilir. Buna ilave olarak Facebook uygulamayı satın aldığı için arka planda kimin kim olduğunu saptayabilir. Yani pazarlamacılar reklam vermek istediklerinde bu verileri kullanabilse doğru kişilere etkili şekilde ulaşabilir.

Zumba vs Disko


Zumba eğlenceli bir spor türü. Hoplayıp, zıplayıp tüm enerjini atıyorsun. Dans etmek gibi.

Uzun zamandır spor yapmıyordum. Bir yakınım sayesinde online olarak geçenlerde evden yeniden birkaç zumba dersine katıldım.

Zumba yaparken bir süre sonra koreografiyi öğreniyorsun, ezberliyorsun. Aynı hareketlerden bir süre sonra sıkılabilirsin.

Kalabalıkta yapmaya çalışırken yoğun bir salonsa eğitmeni görmekte zorlanabiliyorsun.

Zumba hareketleri birbirine benzeyebiliyor. İleri seviyede zumba yapanlar biraraya gelse, disko benzeri bir ortamda daha az kişiyle o anda bir koreografi oluştursa daha da eğlenceli olabilir.

Yarım saat süre boyunca her şarkıda gruptan farklı bir kişi o anda merkezde bir koreografi oluşturabilir. Diğerleri onu takip ederek onun yaptığı zumba hareketlerini yapabilir.

Her şarkıda sıra gruptan farklı birine geçer. Merkezde hareketleri yapma sırası gelen kişi o anda rastgele kendisine düşen şarkıya uygun hareketleri yaratır.

Yeni hareketleri teşvik eden, zorlayıcı bir zumba atölyesi için bize yuvarlak bir dans pisti lazım.

Kol Böreği Nasıl Yapılır?


Google pazarlamacılara ayırdığı vakti ve enerjiyi insanların hayatını kolaylaştırmaya ayırsa keşke.

Reklamlar bize yakın konularda çıkıyor. Buradan verinin toplanıp reklamların uyarlandığını anlayabiliyoruz.

Ancak sürekli İngilizce, Türkçe sözlüğün açık olmasından ve yapılan aramalardan çeviri yapıldığı anlaşılıyordur diye düşünüyorum.

Arama motorları insanların mesleklerine, bulundukları coğrafyaya, yaşlarına, hobilerine göre aramaları kolaylaştırabilir, önerilerde bulunabilir. Ancak öyle olmuyor.

Arama çubuğuna bir web sitesi yazmaya çalışırken başka başka otomatik öneriler çıkıyor.

Örneğin yemek yapmayı sevmem, hiç yemek tariflerine bakmam. Geçenlerde iş yaparken müzik dinlediğim Youtube’a Kol Düğmeleri yazmaya çalışırken bana “Nasıl Kol Böreği Yapılır?” adlı arama önerildi.

Belki de bizi iyi olmadığımız konularda geliştirmeye çalışıyorlar. Ulvi bir sebepten bambaşka dünyaları bize açıyorlar.

TV ikilisi


Anneanne TV’si bir başka. Favorim aşçı şapkalı kız😊