Author Archives: Öykü Yetiş

Dalgaya Karşı


Bu sene daha önce yapamadığım tatilleri yapıp fotoğraftaki görüntü gibi muhteşem yerleri zihnime kazıdım.

Tatil bana neden iş kurduğumu hatırlattı. Geçmişe bakıp başlangıç noktam neydi diye düşündüm.

Kendime zaman ayırabilmek, spor yapmak, sağlıklı yaşamak listenin en başında yer alıyordu.

Bizim adetlerimizde misafir olana yiyecek, içecek her şey sunulur. Ziyarete gelen kişinin rahat etmesi için her şey sağlanır.

O nedenledir aileden yakınların evine gidince “Hayır” pek anlaşılmaz.😊 Midem rahatsızlandı, daha yiyemeyeceğim diye cevap verildiğinde “O zaman bunu ye, bastırır” diye başka bir yiyecek veya içecek daha sunulur.

Rahatsız olan mideye başka şeyler göndererek bastırmasını, iyileşmeyi beklemek!😋

Belki programı ben yaparım sağlıklı yaşamaya, spora zaman ayırırım diye düşünürken acil, hızlıca beklenen işlerle sonrasında bir dinginlik dönemi arasında gidip geliyorum. Bu hayal de masa başı işlerin, aciliyet kavramının getirdiği stresle kayboluveriyor.

Sonra huzurlu olmak, rahatsız olmamak, sevdiğim veya saygı duyduğum insanlarla çalışabilmek için başlamıştım diye düşündüm. Farklı bir şey yapabilmek önemliydi.🤖

Yüksek sermayeli birçok yerle karşılaştırıldığında bu bakımdan zayıftım. Ayrıca herkesle aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek yersizdi.

Mesela “Seninle” dergisinin çıkışını hatırlıyorum. Genelde dergiler belirli bir kitleye hitap eder. Maliyeti birçok eve giremeyecek kadar yüksektir. Sektör, alana özgü dergilerden bahsetmiyorum.

Seninle dergisi o zamanlar çok daha düşük fiyatla herkesin evine girebilecek bütçeyle satışa sunulmuştu. Ardından sadece cafelerde gördüğüm dergileri insanların evinde görmeye başladım. Konu olarak da herkese hitap edebilecek içerikle farklı kitleleri çekmeyi başardı.

Bir iki farklılıkla dalgaya karşı gelebilirsin. Tabii hava, ortam şartları müsade ediyorsa.

Yoksa aynı şeyleri yaşayacaksak, aynı şeyleri yapıp farklı şeyler beklemek boşuna. 👻

Bu yüzden bir karar vermek, koşulları ve çevreyi değiştirmek gerekiyor belki. Bir karar, dönüm noktası eşiğindeyim sanki.🎒

Otel


Letafet Hanım salına salına bahçeyi bir boydan bir boya yürüdü. Bugün konuklar kalkmakta gecikmişti. Bahçe duvarına oturdu, bir bir sokaktan geçenleri izlemeye koyuldu.

İlk kapı uzaktan hafif bir gıcırtıyla açıldı.

Aysel ve Behçet birbiri ardına koşar adım açılan kapıya meyletti.

Ardından diğerleri de odanın balkonunun önünde birikti, pür dikkat beklemeye başladılar.

Çıt çıkmıyordu. Bir yaprak düşse, biri bir dala bassa herkes anında o tarafa gidecekti.

Halim Bey önce balkonu süpürdü. Giderin yanına süpürgesini bıraktı. Aheste aheste tabakları, bardakları yerleştirdi. Sanki kuklaymış da yukarıdan biri zorla kolunu, bacağını hareket ettiriyordu. Miskinliği ahalinin ataklığıyla bir tezat oluşturuyordu.

İlk adımı Behçet attı. Sanki içinden konuşuyormuş gibi tiz bir miyav sesi duyuldu.

Ardından bir iki kedi balkona daha da yaklaştı. Hepsi yaşama sevincini iyiden iyiye kaybetmiş Halim Bey’e doğru yukarı bakıyordu.

Halim Bey sanki balkonun önündeki kedi yığınından bihaber terliklerini yere sürterek çayı getirdi.

Letafet Hanım bile artık bahçe duvarından yan gözle balkonu dikizliyordu. Kuyruğunu asabi bir şekilde bir sağa bir sola vurmaya başlamıştı.

Halim Bey’in içeriden Nesrin diye birkaç kez seslenişi duyuldu.

Bu sırada sarı tüylü, sivri çeneli Batak bir hamle yapıp balkona girdi. Hınzır bakışlarıyla saniyeler içerisinde masayı süzdü, peynir tabağına sokuluyordu ki Nesrin Hanım bir hışım sabahlığını ilikleyerek balkona dalıverdi. İri cüssesiyle bahçenin tam merkezindeydi.

“Kaç kere söyledim sana, şu hayvanları aç bırakma” diye söylendi.

Kısa bacaklı, yere yakın ve uzun tüylü Tortop koca karnı bir o yana bir bu yana sallanana sallana çalılıkların ardına saklandı. Beyaz gri kırçıllı tüyleri, ürkek bakışlarıyla aralarında en korkak kedi oydu.

İki yan balkon plastik balkon sandalyesini yere vurarak çekti. Belli ki sesten rahatsız olmuşlardı.

Karı koca atışırken kediler bir güzel Nesrin Hanım’ın döktüğü yiyecekleri yediler.

İki gün önce otelde kalmaya başlayan çapraz odadaki çift dışarı çıktı. Kadın “Daha sabah çok erken, sizin yüzünüzden bu vakitte uyanmak zorunda değiliz” diye onlara seslendi.

Nesrin Hanım tavrını hiç bozmadan, gür sesinden hiç taviz vermeden “Biz sizin bütün gün internet görüşmelerinizi dinliyoruz. Ekranı açıp konuşuyorsunuz. Biz de gün boyu sizi dinlemek zorunda değiliz efendim. İçeride konuşun o zaman” diye cevap verdi.

Kediler yiyecekleri silip süpürmüş çayır, otların aralarını son birkaç kırıntı var mı diye koklayıp, kolaçan etmeye geçmişti.

Bahadır Bey göbeğini şişirmiş, ellerini arkada kavuşturmuş biçimde bahçe taşlarına basarak onlara yaklaştı. Hiç ses etmedi.

Hiçbir şeye karışmayan, vurduymaz otel sahibi sanki sadece ortada görünmek için görev icabı gelmişti. Ya da karısı olayı öğrenmek için onu zorla aralarına yollamış olmalıydı.

Tüm yazı otelde geçirdiği için kavruk teni simsiyah olmuştu. Ortada söylenenleri usulca dinledi. Hiç müdahale etmeyerek veya en az şekilde karışarak her şeyin çözüleceğini düşünüyordu.

İki balkon bu sefer hayvanları besleme konusunda zıtlaşmaya başlamıştı.

Hararetli konuşan çift otel sahibine baktı. Kadın “Siz söyleyin o zaman, burası barınak mı? Biz rahatsız oluyoruz” dedi.

Bahadır Bey tam ağzını açacaktı ki Nesrin Hanım “Aman biz de dışarıda, şu duvarın ilerisinde besleriz o zaman, hiç insanlık kalmamış” diyip içeri girdi.

Halim Bey yalnız kalmıştı. Donuk bir ifadeyle kurduğu sofraya baktı. İskemleye oturdu, çatalıyla bir şeyler atıştırdı.

Ortalıkta artık birkaç kedi kalmıştı. Onlar da kıvrılıp yatmış, ılık havanın keyfini sürüyordu. Yarı gözü açık, yarı kapalı uykuya geçmek üzereydiler. Bahçe artık en rahat kedilerle Halim Bey’indi.

Otel sahibi ellerini arkasında kavuşturmuş biçimde ağır ağır aynı yoldan geri yürüdü.

Metalik


Bu akşam birkaç durak erken indi. Biraz temiz hava almak, yürümek zihnini açabilir diye düşündü.

Şaşkınbakkal’dan geçerken keskin bir leblebi kokusu aldı. Bu aralar sürekli masa başında çalışmaktan kilo aldığını düşünüyordu. Durup hafta içinde yemek için biraz sarı leblebi satın aldı. Hızlanıp eve doğru yürümeye devam etti.

Vildan bu akşam uğrayacağını söylemişti. Kapıyı açtığında televizyon izliyordu.

Hazırladığı ıhlamurdan biraz alıp karşısına geçti.

“Bıktım sunum için bu kaçıncı değişiklik. Üç saatim gitti” diye açıklamak istedi.

Bugün çıkacakları tatili planlayacaklardı. Aslında hava geç karardığı için zamanın ne kadar çabuk geçtiğini fark etmemişti.

Vildan’ın getirdiği kültürel tur, otel broşürleri içerisinden birkaç otele bakıp fikrini söyledi. Gerisini ona bıraktı. Hatta bu konuyla ilgilenmediğine içten içe seviniyordu.

Böylece Vildan’a büyük teklifi yaptığında onun istediği yerde olacak, rahat hissedecekti.

İlk adımı atarak her şeyi planlamaktan kurtuluvermişti işte.

Sabahları kalktığında gördüğü üç renkli gökyüzünü belki akşamüstü farklı renklerde görebilirdi. Mavi, gri ve beyaz…

Umduğu gibi olmadı. İşini ve düzenini değiştirme fikri Vildan’ı uzaklaştırmakla kalmadı. Halinden, tavrından bir gariplik olduğunu anlamıştı. Ona göre bir beklenti içerisindeydi. Bir anda hiç beklemediği bir hayal karşısında üstelik korktu.

Tek başına kaldı. Hayalini bir kişiye bile söylese paylaştığı için daha yakın hissetti. Vildan’ı da feda etmişti. Bu yüzden düşüncelerine şimdi daha sıkı tutundu.

Kavgalarından kalan tek bir söz sürekli kafasında dönüp duruyordu. Tekrar edip, uyumasını engelledi.

Bağırıp çağırması, yerdeki tentürdiyotlu mendiller kalbini bu sözler kadar kırmadı.

“En azından artık başkalarını daha az eleştirir, yollarına taş koymazsın.”

Başkalarıyla gerçekten uğraştı mı? Eleştirmeyi sevdiğini kabul etti. Her şeye bir kulp bulduğu imasını hazmedemedi.

Vildan sinirden ilk defa bu kadar dürüst mü konuştu yoksa onu incitmek için abarttı mı tam emin olamıyordu.

Sözleri kafasından silmek için buzdolabını temizledi. Kalmış yemeklerden kekremsi bir koku kapağı açtığı zaman dışarı yayılıyordu. İçinde hiçbir şey bırakmadı, gri kapaktaki mıknatıslardan kurtuldu. Hayalini biriktirmeyip yaşamak için sabırsızlanıyordu.

Bir sokak ötedeki parka gitti. Havalar artık iyice ısınmıştı. Bu muhitte çoğu yazlıklarına gider, uzun soluklu bir tatil geçirirdi. Parkta yürüyüş yolunda hızlı hızlı yürüyen birkaç orta yaşlı, dinç insanı izledi. Küçük bir kız çocuğu salıncakta sallanıyor, babası başında etrafı izliyordu.

Oturduğu çay bahçesindeki süs havuzunun dibi yosunluydu. Hafif bir su akıyor, şırıltısı duyuluyordu. Çayından bir yudum aldı. Kızıla çalan gökyüzüne baktı.

Bir Kaybolma Hikayesi


Bu yazıyı kediniz gün olur da dışarı çıkıp kaybolursa, bulabilmenizi kolaylaştırmak için yazıyorum.🙀

Evin çevresine bol bol su, mama koymanın yanı sıra kedinin sevdiği, hatırladığı eşyaları çevreye koymak faydalı olabilir.

Hatırladığı, sevdiği kokulara doğru yaklaşacağı için bu eşyalar evi hatırlamasını kolaylaştırabilir.

Örneğin bir süredir kayıp kedim yeni evde bana döndüğünde evi tanımaya ilk benim oturduğum koltuktan başladı. Tesadüf de olabilir. Yine de evde o kadar koltuk varken ilk sizin oturduğunuz yere kurulması tanıdık şeylere daha çabuk alıştığı için olabilir.😺

Yeni bir eve taşındığınızda kediyi yalnız bırakmamak, sesinizi duyması ve oyunlar oynamak alışma sürecini daha rahat geçirmesini sağlayabilir.

Zaten başka bir ortama alışmanın verdiği gerginlik olacağı için bir de evde tanımadığı başka hayvanlar, insanlar olması ortama alışmayı daha da zorlaştırabilir.

Umarım kimsenin başına gelmez. Gelirse de çabuk bulmanızı sağlamak için işime yarayan şeyleri paylaşmak istedim.😊

Paravanı açıyorum…


Kapılardaki Boncuk Perde Anlamsızlığı

Eskiden kasaplarda olurdu bu perdelerden. Neden normal bir paravan, kapı değil de boncuk perde?

Bir gizem veya diğer tarafa geçmeden önce bir geçiş mi sunuyor?

Otantik bir hava, yazlık bir his veriyor. O nedenle güzellikle ilgili yerlerde, solaryumda veya yazlık plaj barlarda olmasını anlayabilirim.

Peki evde kullanılması? İnsanların ayaklarını, aralıklardan diğer tarafı görebiliyorsun. Varla yok arası bir şey. Olsa bir dert olmasa bir dert?!

Yel Değirmeni 2.0


Seyahat sırasında çok fazla rüzgar türbinine rastladım. Ya kârlı bir yatırım, ya teşviklerden dolayı rahat yapılmış. Sıra sıra sıralanıyor.

Üç dört sene evvel yolda gördüğümde otantik geliyordu. Şimdi az alanda birçoğunu görünce korkunç gelmeye başladı.

Alternatif enerji ancak bu haliyle sanayiden, fabrikadan bir farkı kalmamış olabilir. Tam manzaraya bakayım diyorum devasa soğuk türbinleri görünce odada durasım geliyor.

Muhtemelen yatırımdan en fazla verimi almak için izin verilen en dar alanda kuruyorlar.

Otel odasında kalmanın bazı olumsuz yanları oluyor. Tatile geldik spor yapalım, yüzersek belki kilo veririz modundan odada kalınca bir anda kopuyorsun.

Odadaki buzdolabında hiç içmeyeceğim, yemeyeceğim şeyleri karşımda durunca tüketmeye başladım.

Otel odaları büyüdü, bu mini dolaplar hayret büyümedi. Pazarlamacılar bu alanı nasıl keşfetmedi bilmiyorum. İlk defa tadıp beğendiğim ürünler oldu.

Bu sistemde buzdolapları orta hatta bazı süit odalar için standart buzdolabı boyutuna çoktan genişleyebilirdi.

Otele vardığında check-in yapmak için bekliyorsun. Bu sırada zaten bir şeyler ikram ediliyor zaten. Yine de bir lüks bir otomat, buzdolabı koysalar eminim insanlar beklerken başka başka ürünleri denerdi.

Otel odaları genişledi, farklılaştı yenilendi bu dolaplar hala 10 sene öncesiyle aynı. Sadece bazen aldığın ürün dolapta hareket edince otomatik faturana yansıyor. Tek yenilik bu.

Bize lazım değil zaten☺️Türbinlerden ve odadan kaçabilirsem şu an tek istediğim tek başıma yürümek.🌅

Croissant Yatış


Lokum 2.0 E.T. Version


Şehirlerarası Otobüslerde Top Kek


Şehirlerarası kara yolculuklarını son zamanlarda pek tercih etmiyordum. Zaman alıcı alabiliyor, yakın bir yer olsa bile uçak daha çekici geliyordu.

Zaman olduğunda yolculuk yapmak, yolu seyretmek zevkli olabiliyor. Özellikle yeşil veya manzarası olan bir yolsa müzik dinleyip, seyretmek yolculuğu keyifli hale getirebiliyor.

Yaptığım iş bir anda yoğun olup, bir anda bir süre sakin geçebiliyor. Bir yoğunluk anında acıktığımda elime top kek geçirdim.

İş durumunda ne kadar kendimi esnetmeye çalışsam da başka şeyleri fazla düşünemiyorum. En pratik, hızlı ne tüketebilirsem onu hızlıca almak durumunda kaldım.

Çok uzun zamandır piyasasa olduğu için satın alan bir kitlesi var sanıyorum. Yeni ürün olarak çıkarsalardı şu anda bu kadar satılır mıydı bilemiyorum.

Bir lokmada tüketilebilecek bir şey değil. Yerken parça parça oluyor, her yere dağılıyor. Ayrıca şekerli düz bir kek, farklı bir özelliği yok.

Uzun yol otobüslerinde genelde bu top kekleri veriyorlar. Bir sandviç, muz, Olips iki şeker, top kek veya birkaç tuzlu bisküvi.

Sandviçi, muzu vs. anlayabiliyorum. Bir süre tok tutabilir. Top kek şekerli bir şey, bir anda şekeri çıkabilir. Uzun yolda yedikten sonra daha da acıkabilirsin.

Formata pek uyduramıyorum. Satın alma anlaşmalarını yapanlar maliyeti, tedarikçi firmalarla olan ilişkilerini de dikkate alıyorlardır.

Veya bu tip ürünler belki marketlerde çok satmadığı için seyahat firmalarına çok uygun maliyetli, cezbedici teklifler sunarak bir strateji geliştirmiş de olabilirler.

Şimdi bir lokmalık yiyecekler var. Gofretlerin, bisküvilerin bu tarzda olanlarını seçseler hem dökülmez, hem de paketi açtın, kapadın; çay, kahve döküldü derdi kalmaz.

Seyahatten uzak kaldım. Yine de ürünlerin zamanı geçmiş artık sanki. Hiçbir zaman marketten gidip almayacağın tuzlu birkaç bisküviyi yapacak çok fazla şey olmadığı için sıkıntıdan tüketebiliyorsun.

Tatilde yemekte, otobüste, uçakta bir vaktin var. İstediğin gibi değerlendirebilirsin. O yüzden Pegasus’un yaptığı gibi yemek istediğin şeyin siparişini bilet alırken önceden vermek ileri görüşlü bir yaklaşım.

Tatilde kaldığın yerde bolca vaktin var. İnsanlar istediği faaliyetlere katılıp, istediği yemeği, içeceği vs. bulabilse daha iyi vakit geçirir.

Konaklayabileceğin yerlerde önceden her müşterinin tercihlerini sorup ona göre içerik hazırlasalar, bunu yapabilecek imkan yoksa en azından çevrimiçi veri toplasa değerlendirse sonra en çok talep alanları hazırlasa bir adım öne geçebilir.

Banyoda kullanacağın şampuanı, diş fırçasını bile seçebilirsin. Şimdi ana ürünlerin küçük, tatil boyları oluyor. Gittiğim yerdeki şampuanı, sabunu beğenmeyebileceğim için valizde kendi ürünlerimi taşıyabiliyorum. Valizde yer sorunu da olabiliyor. Tatil öncesi yolda konaklayacağın yerdeki bu gibi ürünleri seçebileceğin bazı uygulamalar tasarlanabilir.

Özellikle her şey dahil tatil köylerinde, büyük otellerde durum daha da beter. Bir sürü yiyecek, içecek boş yere atılabiliyor.

Odaya veya yolculuk sırasında (uçağa, otobüse vb.) belirli kategorilerden seçebilecek platformlar koysalar bu kadar birbirine benzeyen her şey dahil tesislerden ayrışırlar.

Bazen gittiğin bir yerde bazı hediyelik eşya, yiyecek ilgini çekebiliyor. Çok beğendiğin şeyleri orada veya dönerken çevrimiçi seçebileceğin bir platform olsa, o yöreye ait beğendiğin şeyleri döndüğünde kargoyla alabilsen, sipariş derdiyle taşımakla uğraşmasan tatil keyfi daha uzun sürer.

Yol zevkli bir yol değilse zaten yapacak başka şeylere yer açılabilir. Örneğin tatilden eve, işe dönüyorsam mesela uçakta, otobüste market siparişimi verebilirim. Ekran platformlarını daha verimli kullanabilirler.

Tatile giderken evdeki buzdolabındaki şeylerin bir kısmını boşaltmış olabilirsin. Döndüğünde yolda sipariş verip daha hızlı siparişlerini alabilirsin.

Keşif


Dün iş için bir fotoğraf arıyordum. İçinde çok fazla eşya satılan mağazalardan bir kare bulmak istedim. Bir sürü bileşen arasından farklılaşmayı anlatacaktım.

Fotoğraflar arasında gezerken çeşitli dükkan fotoğraflarına geçtim. Artık her şey sınıflandırılmış, temiz ve belirli gruplar içerisinde mağazalarda satılıyor. Mağazalar farklı bir konsept sunmuyorsa aydınlık bir ortamda hizmet veriyor.

Genelde ihtiyaç olan şeyi alıp bir an önce ana işlere odaklanmak tercihim olsa da bazen bir şeyleri karıştırmak, kalabalık içinden keşfedip bulup çıkarmayı arıyorum. Aksesuarları özellikle takı, çanta vs. seviyorum. Her şeyin bir arada bulunduğu uygun fiyatlı takı mağazaları, züccaciyeler, eski eşyalar satan mağazalar, Tahtakale’deki dükkanlar tarzı yerler ve Miniso gibi renkli renkli farklı ürün gruplarının birarada bulunduğu yerler buna imkan veriyor. Yanlış hatırlamıyorsam eskiden Caddebostan barlar sokağında böyle bir mağaza vardı. Bir sürü karmakarışık eşya arasından bir şeyler bulup çıkarmak, onun küçük bir şey de olsa sana ait bir hatıra haline gelmesi.

Belki bu motivasyondan yola çıkarak yeni bir konsept üretilebilir. Yerel bu tarz mağazalar var ama daha zincir şeklinde bir hazine avı keşfi yolculuğu gibi hizmet sunan yerler de iş yapardı.

Özellikle turistik yerlerde, insanların gezmeye ve keşfetmeye vaktinin olduğu veya bunun için oraya gittiği yerlerde açılabilir. Alışveriş ihtiyacın olmasa da böyle yerlerde dolaşmak kafa da dağıtabiliyor.

Tabii orayı temiz tutmak, stok ve depo tutabilmek ve müşterilere fazla karışmadan soru sorulduğunda o karmaşayı bilip ürüne yönlendirecek bilgiye sahibi olan çalışanları yönetebilmek kolay bir şey değil ancak neden olmasın?