Monthly Archives: Ocak 2017

Soğuk ve Karlı Bir Kış Gününde Görülecek Performanslar


img_0144Zor ve iç karartıcı ülke gündemi ve hüzünlü havalarda bir nebze kafa dağıtmak için birkaç oyunu üst üste izledim.

Bir kısmı beni etkiledi, bunlardan ikisi romandan tiyatroya uyarlanan iki oyundu. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur adlı romanı İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sergileniyor. Diğeri ise Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar isimli romanının Seyyar Sahne tarafından oynanan performansı. Her iki oyundan sonra da gidip kitabı okumak istedim, bu anlamda Türk yazarların eserlerini yeniden gündeme getirmesi de harika olmuş.

İlki daha klasik bir oyun. Huzur umutsuz çetrefilli aşkı, batı ile doğu arasındaki arada kalmışlığı dönemin savaş çıkacak mı çıkmayacak mı belirsizliğinde  ana karakter üzerinden ve onun başından geçen olaylarla işlemiş. Oyunun dekoru, simgeleri; araştırmayı seven, yeni ipuçları bulmak isteyen sürekli tiyatro izleyicileri için keşfedilecek bir dünya sunmuş.

Tehlikeli Oyunlar, tek kişilik ve uzun bir oyun olmasına rağmen oyuncunun performansa adanmışlığı ve yüksek enerjisi sebebiyle seyircilerin odağını oyunda tutabiliyor.  İki salıncakla çeşitli düzlemlerde Hikmet karakterinin hikayesi fikirleriyle harmanlanıp seyirciye aktarılmış.

Ayrıca Sahne Pulcherie’nin oyunları İngilizce üst yazıyla sergilemesi muhteşem olmuş. Birçok yabancının yaşadığı İstanbul’da yabancı dilde oyun olmaması üzücü bir durumdu. Taksim’e çok yakın olan tiyatronun bu özelliği belki daha fazla tanıtılabilir.

Önerebileceğim bir diğer oyun da Oyun Atölyesi’nin Pencere oyunu. Haluk Bilginer’in çevirdiği oyun iyi ki tercüme edilmiş, güncel ve modern oyunları daha çok izleyebilsek keşke. Haluk Bilginer, çok doğal ve küçük oynuyor ancak karakteri daha etkileyici anlatıyor. Arada kalmışlığı, insanın siyah beyaz değil de gri oluşunu her karakteri yavaş yavaş keşfederek yeniden görüyoruz. Her iki oyuncunun da doğal oyunculuğu, çevirinin kültüre uygun olarak yerelleştirilmesi, dilin doğallığı oyuna yoğunlaşmayı kolaylaştırdı.

Son olarak Erdal Beşikçioğlu’nun oynadığı Bir Delinin Hatıra Defteri adlı oyuna Uniq Hall’un büyüklüğünden, koltukların çok arkada olmasından mı bilemiyorum çok fazla odaklanamadım. Bir sistem eleştirisi, yavaş yavaş delirmeye giden yolda vinç üzerinde ilginç bir performans var ama etki bırakmıyor.

Tiyatro her zaman öncelikli ancak zaman bulursanız bir tiyatro gibi gerçek ve samimi Collateral Beauty filmi de çok iyi geliyor. Patronlarına yardımcı olmak için üç tiyatrocuyla anlaşan şirket çalışanları bumerang etkisiyle tiyatrocuların yardımıyla benlikleriyle yüzleşiyorlar, aslında kendilerine yardım etmiş oluyorlar. Her üç şirket çalışanının da bambaşka hikayeleri ortaya çıkıyor. Will Smith’i de hep aynı oyunculukla görmeye alışkın bünyeler için film sürpriz barındırıyor. Hayata küskün, ruhsuz bir adamdan filmin sonunda gözyaşlarına boğulan, en sonunda karar verip adım atan bir adama dönüşüyor.

İzlemek isteyenlere iyi seyirler!