Don Juan’ın Gecesi

Yeni sezonda Şark Dişçisi’nden sonra gittiğim ikinci oyun Don Juan’ın gecesiydi. Oyun Atölyesi’nin kendi oyunları her zaman salonu dolduruyor, 27 Kasım’da da salonun tamamı haliyle doluydu.

Bu yazıyı tamamen oyunla ilgili yazmaya niyetlenmiştim ancak eve gelip oyunun kitapçığını okuyunca tiyatroya bakış açısıyla ilgili bir şey yazmak istedim.

Oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan oyunla ilgili kitapçıkta, oyunla veya tiyatroyla ilgili düşüncelerden çok Türkiye’de özel tiyatro yapmanın zorluklarından bahsediyor. Oyun Atölyesi’nin her oyunu tam dolu seyirciye oynuyor fakat oyunun yönetmeni yine de özel tiyatro yapmanın zorluklarından bahsetmek istemiş. Her sahnelenen oyun dolu seyirciyle dolu oynuyorsa, biletler hemen tükeniyorsa tiyatro mu yönetilemiyor ya da gençler arasında mı tiyatroyla ilgili heyecan yaratılamıyor bilemedim. Bu iş zaten o tiyatronun yöneticilerine düşmüyor mu? Bir çözüm getirmeden “ödenekli tiyatro, özel tiyatro ayrımı yaparak” yine aynı amaca tiyatroya hizmet veren diğer kurumları eleştirmenin çok yapıcı bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. 

Seyirci olarak bu tartışmadan hakikaten bıktık. Özellikle parasal konuların bu kadar çok seyircinin gözüne sokulması itici geliyor.

En az on beş senedir Türkiye’de tiyatroyla alakalı medyada her rastladığım konuşmanın bu konu çerçevesinde dönmesi acı bir şey. Türk tiyatrosunda tartışılabilecek, düşünülmesi istenen başka hiçbir şey yok mu?

Elbette bahsedilen tiyatro için önemli bir konudur. Tiyatroya emek veren insanların biraraya gelip aynı ortamda konuyu tartışması ve aksiyon almak için harekete geçmesi daha çözüm odaklı olur. Muhtemelen bu tarz girişimler de vardır ancak devamı getirilemiyor diye düşünüyorum.

Klasik tiyatro ve seyircisi her zaman olacak ancak farklı  şeyler denemek farklı grupların özellikle gençlerin yeni izleyiciler olmasını sağlayabilir. Zaman çok hızlı, insanlar az vakitte çok şey görmek ve eşsiz bir deneyim tatmak istiyor. Bu anlamda tiyatronun biraz hantal kaldığını düşünüyorum. Elbette son zamanlarda ses getiren bu tip projeler var ve iyi ki varlar. İlk aklıma gelenlerden bazıları Dot Tiyatro, Altıdan Sonra Tiyatro, Krek Tiyatro Topluluğu…

Aslında özel tiyatrolar, ek mecraları kullanarak küçük bütçelerle fark yaratabilir. Sanatta pazarlama farklı bir alan belki bu alanı tiyatroculardan çok bu işte yoğunlaşan farklı profilde birilerinin yapması daha etkili olur.

Örneğin neden bir oyuna özgü kurulan internet sitesi olmasın. Burada oyun sonrası karakterlerin hikayelerinin devamına, seyirci paylaşımlarına yer verilebilir. Tiyatro cafelerinde metin okumaları, kişiye ve gruplara özgü performanslar da yapılabilir. Mesela böyle bir performansı bir daha başkasının göremeyecek olması, sahne yerine gerçek mekanların kullanılarak bir deneyim hazırlanması beni çok heyecanlandırırdı. 

Tiyatro cafeleri konsept anlayışıyla işletilse, oyuna ait hediyelik şeyler küçük bir dükkanda satılsa özel tiyatrolara güzel ek bir gelir getirebilir.

Sonunda Don Juan’ın Gecesi’ne gelirsek performans harika. Oyun Atolyesi’nin diğer oyunları gibi Haluk Bilginer çok ön plana çıkmamış, tam bir ekip çalışması olmuş. Don Juan’la Madam Cassin’in sahneleri bana çok samimi geldi. Işık, dekor ve müzik sade ama aynı zamanda derin. Kadın ve erkek ilişkileriyle, var olmakla ilgili tekrar düşünmemi sağladıkları için tüm ekibe çok teşekkür ediyorum.

Yorumlar kapatıldı.