Perakendenin Kozası

Ortaokul ve lise yıllarında içimde dışarı çıkıp alışveriş yapmak için bir heves olurdu. Heralde yanımda büyüklerden biri olmadan tek başına bir şeyler almanın heyecanıydı bu. Şimdi alışverişe çıkmak, bir şeyler almak için bakınmak angarya gibi geliyor. Geçen sene bir dönem Los Angeles’a bir seyahatim olmuştu, sadece orada birkaç mağazayı görüp heyecanlanmıştım.

Şu sıralar perakende durgun bir dönemde. Birbirine benzer ürünler, benzer beyaz sütunlar, benzer satış elemanları bu durgunluğu daha da perçinliyor.

Her yerde aranılan şeyler çok çabuk bulunuyor ve maliyetlerle çok oynanamadığı için ürün fiyatları arasında pek fark olmuyor. Bu nedenle fiyat ve promosyon odaklı bir yaklaşım gelecek yıllarda pek mümkün görünmüyor.

Birkaç alanda perakendenin bu kaskatı kozasını kırabileceği fırsatlar var:

1) Mağaza, market vs. içinde eğlence!!!

Çoğumuzun televizyon izlemediği, birçok şeyi internetten yaptığı ve izlediği bir dönemde aslında mağazaların kendini farklılaştırıp, reklam olarak kendini birebir kullanabileceği o kadar yol var ki. Bir şeyler satmak için insanları kapıdan içeri sokmak ve sonra da orada onlara heyecan verici bir şeyler yaşatmak bu sektörün geleceği olacak gibi görünüyor.

Bir mağazaya girdiğimizde ürünün değil o markanın “albeni”si oluyor. Bahsettiğim yolculuğumda karşılaştığım birkaç mağazadan bahsetmek istiyorum. Abercrombie’ye veya Forever 21’a girdiğimde mağazanın kokusu, çalışanların enerjisi ve konuşma tarzı, çalan müzik, görsellerin tümünün verdiği mutluluk, o mutluluğu sanki satın alacakmış hissini veriyor. Bu nedenle oraya ayaklarımız götürür oluyor.

Mağaza içinde, çevresinde gerçekleşen konser, parti, uygulama, sergi ve bilimum aktiviteler markaları farklılaştırıyor. Mesela Bağdat Caddesi’ndeki Mithat Selection eski ve bir aile şirketi olmasına rağmen yazın mağaza önünde mini konserler düzenler, kışın kestane pişirip ikram eder:) Fashion Night Out da bu kategoriye verilebilecek örnekler arasında.

2) Hız

Hepimiz için zaman kararları önem taşıyor. Özellikle her gün aldığımız market alışverişlerinde veya yiyecek, içecekte bir an önce karnımı doyurayım, işim bitsin düşüncesi var.

Mağaza kiralarının çok yüksek olduğu bu dönemde kiosklar hızlı alışverişte güvenli  bir ortam sağlayabilir. Kiosklar, maliyeti düşük küçük kutu mağazacıklar her marka için çoğalacak bence.

Bir de her mağazanın ayrı sadakat kartı var, hiçbir zaman alışverişte alışveriş yaptığım markanın kartını denk getiremiyorum. Bir şekilde yanıma almamış oluyorum:) Tek bir kartta hepsi toplanırsa, kredi kartına veya cep telefonuna bu sadakat programları tanıtılırsa çok daha hızlı ve avantajlı alışveriş gerçekleşir.

Tabii teknolojik çözümler hizmeti hızlandıracak. Müşteriyi tanıyıp, seçeceği ürünü sunan hatta o sormadan öneren  telefon, kart sistemleri için birçok fırsat var.

3) Keşif Mağazaları

Farklı ürünlerin birarada sunulduğu, içeride vakit geçirten, bakındıkça bambaşka ürünler keşfettiren mağazalar; Anthropologie, ABD’deki Apple mağazaları, Tchibo gibi.

4) Kişiye Özgü Herşey!

Hepimiz farklı, bize özel hizmetin peşimdeyiz. Markalar müşterisine göre her şeyi yeniden tasarlıyor.

Nike ayakkabılarınızı NIKEiD’yle tam istediğiniz gibi yaratabiliyorsunuz. Mağaza içerisindeki ekrandan ayakkabınızın materyalini, rengini ve modelini seçip siparişi veriyorsunuz.

Daha geniş bir kitleye örnek de Almanya’dan. Kaiser marketlerinde her şey yaşlılar için. Raflar yaşlı insanlar uzanabilsin diye yüksek değil, koridorlarda yorulanlar için banklar, raf önlerinde görmeyi kolaylaştıran büyüteçler var. Ayrıca her etiket okunaklı olsun diye kocaman.

Türkiye’de perakende için daha girişimci insanlar bir heyecan yaratabilir, renklendirebilir sokakları.

Bu heyecanı İstanbul’da yaratan bir iki yerden bahsederek yazımı bitiriyorum. Yiyecek sektörü her yıl daha da büyüyor. Şehirde yaşayan insanlar yediklerine daha çok dikkat ediyor. Bağdat Caddesi’ndeki Namlı ve Makro Marketleri bu açığı çok iyi gördü ve farklı yiyecek, içecek alternatiflerini hoş bir ortamda insanlara sundu. Birçok çeşit taze sebze ve meyve, şarap, peynir, sos, gurme yiyecek, çikolatanın bulunduğu bu mağazalar şarküteri atmosferinden vakit geçirilecek hoş ortamlara dönüştü. Bu tarz ürünleri hem market olarak satıp hem de içeride hemen tüketmek için restoran sağlayan yiyecek marketleri için İstanbul ve Ankara bundan sonrası çok uygun şehirler.

Örnekler çoğaltılabilir tabii, artık insanları kapıdan içeri sokmak için çok farklı şeyler yapmak, birebir onları çağırmak gerekiyor.

Zaten Türkiye’de birçok insan gezmeyi ailece alışveriş merkezine gitmek olarak algıladığı için pazarlama aktiviteleri mağaza, market, cafe vs. içerisine gittikçe daha çok kayacak.

İnsan faktörü bence burada etkili olacak çünkü Türkiye’de hizmet yurdışında verilen hizmetle karşılaştırıldığında hep daha samimi. Bu sıcaklığı müşterilere ulaşmak için kullanırsak fark yaratabiliriz.

Yorumlar kapatıldı.