Sherlock Holmes Tobacco mu? Shakespeare Tekel mi?



Yer İstanbul Kadıköy

Nerede Olursa Olsun En Rahat Koltuğu Bulurum! Taşa Oturmam!


 

09494780-6807-4ddb-92bd-51118278a7f1-1

Hareket mi, kısıt mı?


LinkedIn’de bir paylaşım ilgimi çekti. Teknolojinin engelli hayvanlara hareket yeteneğini kazandırdığını anlatıyor. Youtube linkini buldum, paylaşıyorum: https://m.youtube.com/watch?v=KaAiF3z4mGA

Ardından hemen aklıma Türkiye’de yazları gittiğim bir köydeki keçiler geldi. Ağaçların yapraklarını yemesinler diye iki ayakları birbirine kelepçeleniyor. Böylece hareket yetenekleri kısıtlanıyor. Her gördüğümde içim acıyor, sanırım duruma bir tek ben üzülüyorum. Çünkü senelerdir değişmiyor. Yerel ahaliden olmadığım için de karışamıyorum, bir tek aileme mızmızlanabiliyorum.

Birçok hayvanın yaşam alanını kısıtladık. Belki kediler çok esnek canlılar olduğu için İstanbul gibi bir şehirde tutunabildi. Ceyda Torun’un “Kedi” belgeselini izledim. Bazı kediler üzerinden anlatılan bir hikaye var. Hatta biraz İstanbul ve kedilerin nevi şahsına münhasır karakteriyle beraber onlara bakan halktan kişilerin de karakterlerine ayna olmuş. Kediler arasında favorim “Duman”. Nişantaşı’nın kedisi bile farklı oluyormuş 😽

Ben evde aynı insan gibi iki ayrı karakterli kediyle yaşıyorum. Lokum hakkında söylenecek bir şey yok. Tam bir lokum: Uysal, şirine, sokulgan 😻

Diğer kedimin adını çoğu insan telaffuz edemiyor. Tartop, Tof, Tuf, Tartup, Tatu vb. isimler söylenebiliyor. Neden Tartuffe? Çünkü sözün, eğitimin işlemediği, başına buyruk bir karakter. Moliere’in oyunundaki “Tartuffe” karakteri gibi tam bir hınzır. O eve geldiğinden beri sanki ben misafirim, o ev sahibi 😼

Aynı oyundaki gibi arkadan iş çevirmeler. Güzel bir kahvaltı hazırladığımda çayı dökmeye hazırlanırken yumurtayı alıp kaçmalar. Temiz yatak örtüsü serdiğimde baş köşeye kurulmak. Ben evde yokken buzdolabını açıp içini karıştırmak, evdeki tüm kapıları istisnasız açmak. Çekmeceleri karıştırmak. Sözümü asla dinlememek. Lokumu ezmek, kavga çıkarmak. Canım istemese de sevilmek, daha fazla yemek istediğinde dediğini yapmak zorundayım. Sürekli miyavlayıp, eşyalarımı yere döküp bir şekilde dediğini yaptırıyor.

Muhtemelen dünyadaki en yaramaz, zor kedilerden biriyle yaşıyorum. 🙀 Beni de esnettiğini düşünüyorum. Sabırsız, kararlı insanları bir süre bu tip kara, meraklı, yaramaz kedilerle başbaşa bırakmak diğerlerini de yumuşatabilir.

Kedilerin de karakteri olur mu diye sormayın! Olur. Belgeseli izleyince beni anlayacaksınız.

23-24 Kasım


img_5414

img_5436

ebb7b990-29d7-4153-a391-aff2da17ee4b

 

Günbatımı


Sakin yerde özgür bisiklet sürmenin keyfi bambaşka. Deniz ve bisiklet, başka ne isterim.

İnternet mi, market mi?


Borough-market

Son zamanlarda “Getir”, “Tıkla Gelsin” vb. uygulamalar müşteri kazanmak için ilk siparişte indirim veriyorlar. Benzer firmalar madem bu alanda çok müşteri var, ben de pastadan pay alayım diye birer birer piyasaya giriyor. Getir’in sistemini profesyonel bulsam da, bir iki kere indirimlerini kullanıp sonra uygulamayı siliyorum. Çünkü Migros Sanal Market’in uzun zamandır müşterisiyim ve değiştirmeyi düşünmüyorum. Hatta Migros da bu alanda yatırım yapıyormuş ancak hızlı hareket edemedi diye düşünüyorum. Her yerde mağazası olduğu için depo konusunda avantajlı başlardı.

Metro Cash & Carry’nin Türkiye’de Kötü Yönetilmesi

Markete gidiş dönüş süresini zaman kaybı olarak görüyorum ve genelde market siparişimi internetten veriyorum. Migros’un hem market içi hem de sanal market elemanları ölçülü ve müşteri odaklı. Market alışverişlerimi Migros ve Carrefour’dan yapıyorum. Alacağım eşyaya göre Ikea da devreye giriyor. Bu üç şirket de iyi bir müşteri deneyimi sunuyor, çalışanlarını iyi seçiyor. Metro ise kapısından bile girmeyeceğim bir market. Yurtdışında daha güçlü bir marka olmasına rağmen Türkiye’de kötü yönetiliyor.  Market işinin genel olarak karlı olduğunu düşünüyorum ancak Metro üst yönetiminde önemli değişiklikler yapmazsa fark yaratamayacak gibi duruyor. 10-15 sene önce olumlu anlamda diğerlerinden farkı vardı, ancak bu fark şimdi nedir tanımlayamıyorum.  Hatta geçenlerde işi geldi buradaki ürünleri öğren diye ama markaya inanmadığım için yapmak istemedim. Zaten verilen brief de absürt, binlerce ürünü olan marketteki hangi ürünü öğrenip çevirisini yapayım?! Yurtdışından geldiği için kimse duymaz rahat rahat konuşuyorum.

Örneğin “Getir” yemek siparişinde “Yemek Sepeti’nden” farkını “Yemeğin gerçek fotoğrafını gör, öyle sipariş ver” diye anlatıyor.

Şirketler birbirinden ayrışacak alanlara yatırım yapmazsa uzun vadede marka değerini kaybediyor.

Genel anlamda kurumların çalışanları iyi olursa bu müşteri deneyimine yansıyor. Perakende için en zor şeylerden biri olan eleman seçimi, eğitimi ve bu kişilerin şirkette kalması konusunda Carrefour, Migros ve Ikea özel bir çalışma yapıyor olabilir. Bu yolla müşteri deneyiminde fark yarattıklarını düşünüyorum. Zamanım kısıtlıysa Migros’ta otomatik hızlı kasalarda da kimseyi beklemeden çok hızlı şekilde alışverişi tamamlıyorum, kimse gelip karışmıyor.

Konuya meraklı olduğum için bazen arkadaşlarıma soruyorum. Herkes benim gibi hız, pürüzsüz bir deneyim peşinde değil. Bazısına market alışverişi yapmak, vakit geçirmek zevkli geliyor. O zaman da market içi atmosfer, aktiviteler, çalışanlar vs. daha öne çıkabiliyor.

977ca5_7e73169a943342faa5d76a6eaee19886_mv2_d_2016_1512_s_2

Bazıları da teknoloji, giysi alışverişine vakit ayırmayı seviyor olabilir. Orada iş bitirmekten çok bu aktiviteyle eğlenme güdüsü var. Şirketler de müşteri profillerini daha iyi analiz edip, herkese göre farklı strateji oluşturabilir. Ancak genelde bir trend peşinden gidiyorlar. Bir ara market içi deneyime herkes yatırım yapıyordu, şimdi internete.

 

 

İşini Kurmak ve Kurmamak


 

1İşini kurmak isteyenler için tavsiyeler içeren binlerce kaynak mevcut. Bu yazı diğerleri gibi başka bir kaynaktan alıntı, çeviri değil. Amacım burada sadece işini yapmaya koyulacaklarla zorluklarını ve iyi yanlarını bakış açımdan samimi bir şekilde anlatabilmek.

Kesinlikle birçok gencin işini kurmasını desteklerim. İnsanlar da artık daha bilinçli, kurumsal şirkette çalışayım motivasyonu eskisi kadar yüksek değil. Küçük yerlerde birçok yaratıcı ve girişken insan daha kolay fark yaratabilir.

Olumlu Yanları

  • Aynı değerlere sahip müşteri ve çalışanlarla çalışma imkanı. 
  • Sevdiğiniz marka/kurum/vizyon için çalışabilme imkanı, o amaca hizmet edebilme.
  • Liyakate dayalı ekip kurmak. Her şeyi kendiniz yapmak zorunda olsanız da başkalarının hataları yüzünden tekrar tekrar işinizin uzamaması. Kimseyi kıracağım, ilişkimi bozacağım diye düşünmeden tek başına hareket edebilmek. Yangın söndürme modunda hızlı olsun diye ortalama birilerini işe almak yerine bekleyip en doğru kişiyi bulmak için zamanınızın olma lüksü.
  • Finansal olarak kazancın da kaybın da size ait olması.
  • Daha hızlı hareket edebilmek.
  • Yeterli kaynağınız yoksa yapamayacağınız büyüklükte, yoğunlukta işlere hayır diyebilme imkanı.

Olumsuz Yanları

  • Sermayeniz yüksek değilse maddi olarak zorlanabilirsiniz. İstediğiniz kaynaklara (insan kaynağı, reklam/tanıtım vb) erişiminiz maddi sebeplerle kısıtlanabiliyor.
  • Bazı teknolojik altyapılarınız eksikse bunun işe olumsuz yansıyabilmesi. En erken şekilde teknolojiye imkanlar elverdiği ölçüde yatırım yapmak önemli. Bir süre önce yapamadığım ve başkalarından destek almak için beklemek zorunda olduğum şeyleri artık doğru şekilde hızlıca yapabiliyorum. Ama daha yatırım yapacak çok şey var.
  • Her şeyi siz düşünmek zorunda olduğunuz için, yani bir uzmanlaşma olmadığından zaman alıcı bir aktivite olabilmesi. Ayrıca enerjinizi dengeli kullanmak zorundasınız. Her şeyi takip etmek zorundaysanız ve ekibiniz büyük değilse enerjinizin zaman zaman düşebilmesi.
  • Sürekli iş düşünmek zorunda kalmak. Bir gün işler azalsa kara kara düşünmeniz.

İzlediğim birkaç film konuya farklı yaklaşmamı sağladı. Örneğin The Internship ve The Intern çeşitliliğin nasıl bir değer yaratabileceğini neşeli bir şekilde anlatıyor. Farklı nesillerden, farklı geçmişten insanlar çok yüksek değer yaratabiliyor. Sürekli bize benzeyen insanlara içgüdüsel olarak eğilimimiz bazen yeniliğe ket vurabiliyor.

Onun dışında Netflix dizisi Girl Boss beni etkiledi. Belki ana karakter Sophia’nın ailesi, annesiyle babası yer değiştirse bizimkilere benzediği için. Sophia’nın kibrini tasvip etmesem de sonunda o da doğru yolu buluyor. Dizide sosyal çevrenin desteği, güçlü karakterlerle çalışınca çok daha ileri gidilebileceğiyle ilgili güzel mesajlar var. 

Genel olarak hacıyatmaz bir karaktere sahip olduğunuzu düşünüyorsanız işinizi yapmanızı önerebilirim. Maddi ve manevi engeller karşısında ayakta kalabilmek, binbir türlü şeyi aynı anda takip etmekten gocunmamak ve yerine göre farklı araçları kullanarak pratik olmak. Bu saydıklarım mikro seviyede işini yapanlar için geçerli beceriler olabilir. Çok büyük sermaye ve ekiplerle işe koyulan veya işinin başında durmayıp sadece iş olsun diye yapanlar benzer şeyleri deneyimlemiyor olabilir.

inspector-gadget-movie

 

Martı ve Zurna


Martı’ya bayıldım. Bu aralar Kadıköy yakasında bu elektrikli scooter’lar her yerde. Yakın mesafeler için trafiği azaltabilecek sokaklarda direklere bağlı bu araçlar telefon uygulamasıyla kolayca çözülüp kullanılabiliyor.

Anadolu yakasında pratik bir ulaşım aracı olabilir çünkü ara sokaklarda fazla trafik yok, martıyla yürüme hızından hallice ilerleyebiliriz. Bisikletle yokuş yukarı giderken zorlanıyorum ancak martı gördüğüm kadarıyla yokuş yukarı rahatça gidebiliyor. İstanbul’un düz bir şehir olmadığını ve yokuşlarla dolu olduğunu göz önüne alırsak şehre uygun bir seçim olabilir. İsmi İstanbul deyince akla gelen imgelerden olan martı, aynı zamanda kuş gibi uçma benzetmesiyle yola çıkmış olabilir. Çok iyi bir yatırım almış, sitenin etrafında 3-4 tane müsait şekilde duruyor. Sahilde de bolca görüyorum. Belediyeleri de yanına almak, izin süreçleri vb. dikkate aldığımızda girişim zoru başarmış görünüyor. Kadıköy de alternatif ulaşım araçları konusunda böylece güzel bir örnek oldu.

Martı’nın özgürlük idealinin tersine kumsalı AVM içine sokan, çocukları ufacık bir kumlu alana çekmeye çalışan girişim de başka bir kafa. Daha önceki yazılarımdan birinde bahsettiğim AVM içindeki eşek gibi AVM içindeki kumlu oyun parkı. Akıl tutulması demek isterdim ancak çocuklar içeri girip oynamaya başlamış bile.

Şehirde şehirden kaçma özlemi çekenler için yöresel davul zurnacı yine Martı gibi her yerde görünür olmayı hedef koymuş. Çok çalışmış, mesai yapmış. Birçok sokakta kendi imkanlarıyla reklamı görünür kılmış. Davul, zurna pek sevmiyorum; ancak bu çalgıcılar çevrede evlenenleri hedef kitle olarak görmüş olabilir. Nereyi bulursa reklam panosuna çeviren bu çalgıcı arkadaşlara selam olsun.

Sıcaktan buharlaşmak üzereyken, bunalmışken karşıma çıkan McDonald’s reklamından daha mantıklı ve ilgi çekici olduğu kesin. Sloganları “Bu Fiyata Çok Isınacaksınız.” Kurumsal şirketlerde yüksek maaş alan pazarlamacı arkadaşların vizyonu davul ve zurnacıdan daha dar.  Bu sıcakta içecekle daha da ısınmak isteyen var mı?

 

Her zaman kalplerde…


t-997904678326341632

 

Kendisiyle Çelişen İnsanlar ve Kurumlar


Avusturalya’yı gitmek istediğim memleketlerden biri gibi görürdüm hep. Doğal hayatı, yaşam kalitesi ve insanların birbirine ve doğaya olan saygısı uzaktan hoşuma giderdi. Son zamanlarda doğal hayatı ve diğer türleri tehdit ettiği gerekçesiyle kedilerin zehirlenerek öldürülmesi kararı verildi. Şimdiyse algımı yıkan, beni en çok üzen haberin kaynağı haline gelmiş bir ülke.

Sözü doğa derneklerine de vermişler. Beni en çok şaşırtan Doğayı Koruma üzerine çalışan kuruluşlardan WWF’nin bunu desteklemesi oldu. İlgili haber linki şuradan;

http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/oldurmeyin-efendiler-41203224

kedi

Kediler birçok canlı türün yok olmasına sebep oluyormuş, o yüzden geç bile verilmiş bir kararmış… Asıl insanlar dünyadaki birçok türün yok olmasına sebep oldu, doğal yaşam alanlarını tahrip etti. O zaman insanları da ortadan kaldıralım?! Bilim bu kadar gelişmişken bir türün devamı için diğerinin öldürülmesi düşüncesi içler acısı. Doğayı korumakla uğraşan bir kurumun bunu dile getiriyor olması daha da felaket.

Sonra gazete başlıklarını okumaya devam ederken yine Beren Saat’in bir magazin haberine denk geldim.

Untitled

dizide ölen işçi

Netflix Türkiye’nin yeni dizisinde de çok üzücü bir kaza yaşanmış. Atiye dizisinde Hasan Karatay sette sigortasız olarak çalışıyormuş ve yüksek bir yerden düşerek ölmüş.

İlgili haber linki şuradan:

https://www.merlininkazani.com/Beren-Saatli-Netflix-dizisinin-setinde-olumlu-kaza-gerceklesti-sinema-106653

https://t24.com.tr/haber/netflix-in-yeni-dizisi-atiye-nin-setinde-is-cinayeti,816153

Böyle bir hukuksuz çalışma ortamında oyuncular duyarlılık gösterip konuyu takip edebilir, bazı süreçlerin değişmesine etki edebilir. Eğer değiştiremediği bir şey varsa da orayı veya o projeyi terk eder. Doğrudan tabii oyuncuların suçu değil ancak çalışma ortamında insanların sigortası yapılmıyorsa, o projedeki sanatçıların da orada bir sorumluluğu var. Çünkü doğrudan etki edebilecekleri bir alan. Başka şeyleri değiştirmeye çaba harcamadan önce insan kendi çevresini daha kolay değiştirebilir. Sanırım başrol oyuncusu kendisinin para kazanmasını etkileyecek konulara fazla ses çıkarmayıp, yukarıdaki instagram paylaşımındaki gibi bambaşka konularda insan haklarına duyarlıyım mesajı veriyor. Keşke ölen işçinin fotoğrafını kuru bir üzgünüm mesajıyla paylaşmakla yetinmeseydi. Bu konuda kamuoyu oluşturup, setlerdeki çalışma şartlarını değiştirmek için çaba harcasaydı. Sürekli sevgilisinin fotoğrafını paylaşmak yerine ölen işçinin fotoğrafını paylaşsaydı insanlara faydalı olabilecek konularla gündem oluşturabilirdi.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.